Çiğdem Üstün » Biralar » Samichlaus Beer – Dünyanın en nadir bulunan birası

Samichlaus Beer – Dünyanın en nadir bulunan birası

Jun 10BiralarYazdırmadan önce bir kez daha düşünün!Text Resizer Text Resizer

Dünyanın en sert lagerlerinden biri (%14 alkol oranıyla), kısıtlı sayıda ve zamanda üretildiği için en nadir bulunan birası, ayrıca en sıradışı içkisi kabul edilen birayı takdim ediyorum: Samichlaus Beer.

Samichlaus;  Almanca’da Noel Baba demek. En ender bulunan biralardan biri olmasının nedeni ise ismiyle müsemma sadece Christmas dönemine özel üretiliyor olması.

Bu kuvvetli bira,  “dünyanın en sıradışı birası” olarak lanse ediliyor. Bu ünvanı da elde etmesindeyse aşağıda anlatacağım yapım süreci oldukça büyük rol oynuyor.

Bu İsviçre birasının kökeni Zürih’teki Hürlimann bira fabrikasına dayanıyor. Fabrikanın kurucusu Albert Hürlimann, mayalanma işlemini (fermantasyon)  bilimsel açıdan inceleyen dünya üzerindeki ilk isimlerden biri. Bulgularına göre de bira yapım yöntemini kurgulamış ve sıradışı yöntemlerle birleştirmiş. Bira tarihine katkıları oldukça fazla. İsviçrelilerin Almanlara karşı medar-ı iftihârı. Bu şahıs, bira üretimini şarap ve viskide gördüğümüz uzun fermantasyon sürelerine yayabilmiş.

Samichlaus birası, yılda sadece bir kez  6 Aralık günü mayalanıyor. 6 Aralık, Hristiyanlar için kutsal günlerden biri: Aziz Nikolaos Günü.

6 Aralık günü, özel ayinlerle Aziz Nikolaos (Noel Baba) anılıyor. Detayını çok bilmemekle birlikte İsviçre’nin diğer çevre ülkelere göre Christmas’ı daha farklı günlerde kutladığını duymuştum. İşte bu tarihte de Hürlimann fabrikası, çok kısıtlı bir miktarda Aziz Noel Baba’nın ruhuna bu özel  biradan mayalıyor (yani; fermantasyon işlemine start veriliyor) ve Alpler’in soğuğunda iyi sonuç veren cold lagering sistemi ile bu özel bira uzun bir süreliğine bira fabrikasının soğuk, taştan kilerlerinde dinlenmeye alınıyor.

Bu dinlenme işlemi 10 ay sürüyor ve 10 ayın sonunda ise bira şişeleniyor. Birayı bu kadar sertleştirenin ise, bu 10 aylık süre olduğu söyleniyor.

10 aylık bir period sonunda bu kadar sertleşebilen bir bira tutturmak zor. Bu noktada biranın 2. fermantasyon işlemine tutulduğunu tahminleyen bira eksperleri var. Bu konuda bira fabrikası fazla konuşkan değil. NŞA’da, mayalanma işlemi esnasında alkol oranı arttıkça mayanın alkol tolerans oranı da düşer, belirli bir seviyeden sonra da sıfırlanır ve fermantasyon durur. Fakat, bu birada mayalanma işleminde kullanılan mayanın -bilimsel bir çalışma sonucu (galiba özel bir mutasyonla)- alkol tolerans oranı %15′e kadar çıkarılmış. Bu özel maya çeşidi sayesinde, biranın bu kadar sertleşebildiği düşünülüyor.

Bira, bu farklı yapım sürecinden ve de bir geleneğin uzantısı olduğu için “the world’s most extraordinary beverage” olarak ve malt likörü olarak tanıtılıyor. Yukarıdaki etikette de görüleceği üzere,  biram 6 Aralık 2010 yılında mayalanıp, 2011 yılında şişelenmiş. Ben ise 2012′de kendisini bir heyecan içerek, aceleci davranmış olabilirim. (Pişman değilim!) Ki kaldı ki, bu birayı usûlen Christmas zamanında içmek gerekiyor. Christmas benim için yılın diğer günlerinden farksız olduğu için birayı bekletemedim, üzgünüm.

Bu biranın raf ömrü oldukça yüksek. Yıllar geçtikçe yıllanan bu biranın eskisi makbul görülüyor. Elinize bir tane geçer ise, bekletmenizde fayda olabilir. Fakat her yıl üretilen biraların tadları birbirlerinden farklılık gösterdiğini aklınızdan çıkarmayın. 2011′de şişelen bir bira, 2004′te mayalanandan farklılık gösteriyor. 2005′te şişelenen ise içildiği yıla göre bekleme süresinden dolayı farklılık gösteriyor.

Koyu kızıl-kahverengi arası bir renkte olan bu bira bardağa alındığında hiç köpük bırakmıyor. Bu da yüksek alkol oranından dolayı oluyor, o sebeple böyle bir beklenti içinde olmak abes olur. Malt kokusu şişeyi açtığınız anda hissediliyor, tadımlamada da en baskın katman yine malt oluyor. Çok zengin ve doygun bir yapı öne çıkıyor. Her yudumu dikkatlice alıyor, ağzınızda tutuyor, çeviriyor, usulca genzinizden aşağı bırakıyorsunuz. Biranın içilme usûlü bu değil, tanımlı bir usûlü de yok. Ama biranın doygunluğu, zenginliği, gücü ister istemez sizi böyle bir içime sevk ediyor. Tadı, isteseniz de laubali bir  tavrı kapıdan içeri almanıza fırsat bırakmıyor. Her yudumda farklı bir şey içtiğinizi anlıyorsunuz. Şişe bittiğinde bir tane daha getirin demek abes olur, biliyorsunuz. Konu şişeyle birlikte kapanıyor.

Alkol oranı çok yüksek. Hızlı içilemeyecek, serinlemek içinse kesinlikle tercih edilmemesi gereken bir bira. Böyle bir niyetiniz var ise, biraya yazık etmeyin. İçinizi ısıtan bir tadı var. Tadı ve kokusu insanı sakinleştirir nitelikte. Durduğu fıçıların kokusu dokusuna işlemiş. Odunsu, sıcacık, baharatlı. Galiba şu zamana kadar içtiğim en güzel ve en özel biralardan biri.

Güzel bir tatlı eşliğinde keyifle içilebilir. Ben yanında yoğun kakaolu bir çikolata tercih ettim. Bu birayı içtikten sonra yaklaşık bir 3 saat kafam harika bir şekilde gezdim. Resmen bulutların üzerinde uçuyor, yerçekiminin üzerimde yarattığı baskı üzerimden kalkmış havalanıyordum. (Bunda salt alkolün etkisi yok. Başka bir şeydi o.)

Karlı bir tatil gününde, lezzetli bir kış tatlısı eşliğinde (örneğin, fındıklı kabak tatlısı) bu birayı yudumlayabilir, sonrasında da sevdiklerinizle kartopu oynamaya çıkabilirsiniz. Gününüz çok güzel geçecek. Garantili.

İnsan zihnindeki anılarından oluşur. Her anı güzel eylemler, güzel insanlar, güzel mekanlar, güzel tadlar ile taçlanır. İnsanın deneyimlerine, heyecan ve mutluluk sindikçe insanın ömrüyle nefes alıp verirler. Belki zihinde bir yerlerde sakin bir uykuya dalarlar ama hiç unutulmazlar. Yıpratıcı, zarar veren deneyimler ise çirkindir. Onlar da unutulmaz, hatta doğaları gereği sakin de kalamazlar ama yine de insan o kadar güçlüdür ki onlar yüzeyde iken sağlıklı kalamayacağını bildiğinden ve yola devam edemeyeceğinden onları unutmuş gözükür, buna da kendini inandırır. Bunları bırakalım, şimdi güzel şeyleri konuşma zamanı…

İnsan sıcaklığı, huzuru bulduğu yerde mutludur: Yuvasında, anne karnında, sıcak bir muhabbet anında. Mutlu olunan her an, fark edilmeden üzerine doğal-sıcak sıfatları çeken mıknatıslı bir anıya dönüşür.

Hayatına “bilinçli olarak” anı katanlar vardır. Çok şükür, ben ailemin bu taraflarını gördüm ve kendime örnek aldım.

Nasıl yaşamaları gerektiğini bilen, bu konuda araştıran, kafasına koyup gidip gözleriyle gören ve keşfeden insanlar vardır dünya üzerinde. Onlar sayesinde, bilim ilim gelişir. Dünya daha çekilir hale gelir. Onlar sayesinde kıtalararası arkadaşlıklar kurulur, gönüller zenginleşir, ağızdaki tadlar artar, sıcak yuvalarda ağızların tadı kaçmaz. İnsan gezdiği, gördüğü, taddığı, işittiği, okuduğu kadardır. Bunların sayısı arttıkça dünya insana daha güzel gözükür. Hürlimann ve keyfini ustalaştırma yeteneği olmasa böyle bir birayı tadmak bana nasip olmazdı. Sayesinde, bana çok güzel bir anı kaldı.

Her gününüzün, ağzınıza bırakacağı güzel bir tad sayesinde anıya dönüşmesi dileğiyle.

Prost!

PS: Bu biranın şarkısını ise çok çok sıradışı bir sese sahip ve her şarkıda her kelimesi tane tane anlaşılan ender vokallerden Ozzy Osbourne söylüyor:  İyi sözlere sahip Dreamer

Ne eksik, ne fazla! Tam kararında.

Paylaştıkça Artar:
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Add to favorites
  • FriendFeed
  • StumbleUpon
  • Tumblr
  • Twitter
  • email
  • LinkedIn
  • Live
  • MSN Reporter
  • PDF
  • RSS
  • Yahoo! Buzz

Popularity: 12% [?]

4 Comments

  • Bora says:

    Merhaba,
    \Kız gibi site\ zamanlarından beri sizin ve eşinizin blog takipçisiyim (sanırım artık eşinizin blog aktif değil). Özellikle bira klasmanındaki yazılarınız harika. İnsana sabah saatlerinde bira içirtebilecek nitelikte :) Bir de tadılan biraların en kolay nasıl edinileceğini belirtseniz muhteşem olur. Paylaşımlar için teşekkürler ediyor, iyi günler diliyorum.

  • Çiğdem says:

    Merhaba Bora,

    Siteyi bu kadar zaman sonra bile takip etmene çok şaşırdım. Açıkçası 2009 sonrası siteye fazla vakit ayıramadım. Şu aralar ise bir geri dönüş yaşıyorum.

    Serkan, kendi adına radikal bir karar aldı ve internetteki varlığını sonlandırdı. İnternet aracılığıyla paylaşılan ve bireyin kimliğini ilgilendiren, onu sınıflandırmada ve tanımlamada kullanılan her bilgi konusunda hassasiyet duyuyordu. Sanırım onun geleceği bu aşamaya bir gün biz de geleceğiz, belki zararlarını az biraz deneyimlemek zorunda kalarak. Ama şu an işin iletişim tarafı bana daha cazip geliyor.

    Biralar hakkında naçizane fikirlerimi paylaşıyorum. Ekranın diğer tarafında böyle bir etki yapabilmiş olmasına ise çok sevindim. Sabahları bira içilir, hiçbir sakınca yok. Öyle yaşayan millet dolu dünya üzerinde.

    Benim içtiğim biraları, yurtdışına yaptığımız geziler neticesinde ediniyorum ya da hediye geliyor. Stephen King’in çok çok sevdiğim bir lafı var: “I work until beer o’clock.” O kadar güzel bir laf ki bu, benim hayatımın bir parçasını çok iyi özetliyor. Bence gün içinde kendini bira ile ödüllendirmekte de bir sakınca yok. :)

    Türkiye’de de bira kültürü biraz gelişme gösteriyor son zamanlarda. Türkiye’de orjinal biraları Kırıntı, La Brise, The Old English Pub gibi restoranlarda bulabileceğin gibi Macro Center, Şütte gibi grocery shop sınıfına sokabileceğimiz marketlerde de bulabilirsin. Ama lokal Avrupa biralarını bulman ne yazık ki çok zor. Onun için illa yurtdışına gitmen ya da giden birilerine sipariş vermen gerekiyor ne yazık ki.

    Umarım yardımcı olabilmiş ve ihtiyacına yardımcı olabilmişimdir.

    Ben de iyi günler diliyor, sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

    Çiğdem

Geri İzlemeler/ Link Verenler

Yorumda bulunun:

Yukarıya Dön

Switch to our mobile site

Çiğdem Üstün'ün kişisel web sitesidir. Biralar ve bira kültürüyle ilgili konular hakkında yazılar içerir. Yazılar herhangi bir kurum ve kuruluşun düşüncelerini kesinlikle temsil etmez. Son olarak, siteyi ziyaret edebilmek için, 18 yaşından büyük olmanız gerekmektedir. - Site Kullanım Koşulları ve Yasal Uyarı